Ben Mahir Ekrem Uçar. 2 Temmuz 2013’te doğdum. 21. kromozomum fazla kopyalandığı için ekstra tatlı biriyim.

Uçar ailesinin en küçük üyesi, en tatlısı, en sevimlisi ve tabii ki en yakışıklısıyım. Babacığım, abiciğim, lütfen kusura bakmayın.

Hikayeme gelecek olursak, en baştan kısaca anlatmak isterim:

Yurtdışından ablam, eniştem ve 6 aylık yeğenim gelmişti. Yeğenimi ilk kez canlı canlı gördüğümüz için çok mutluyduk. Tüm gözler onların üstündeydi, en çok da yeğenimin.

O dönem bacaklarımda ağrılar hissetmeye başlamıştım. Bizimkiler, yeğenim geldiği için ilgi çekmeye çalıştığımı düşünseler bile yine de beni ortopedi bölümüne götürdüler. Net bir sonuç alamadık ama ben günden güne yürüme yetimi kaybediyordum. Ortopedi bölümüne tam dört kez göründüm.

Daha sonra dilimde kan topladı. Bunun üzerine hemen cildiyeye başvurduk. Cildiye doktoru bize bir kâğıt vererek eğitim ve araştırma hastanesine yönlendirdi.

İşte ben o gün, 21 Şubat’ta, hikayemdeki yaramaz hastalıkla, lösemiyle tanıştım.

Hikayeme kaldığım yerden devam edeyim: Eğitim ve araştırma hastanesine gidip yeşil alanda kan verdikten sonra kırmızı alana yönlendirilmiştik. Orada bizi Aybüke Doktor karşılamıştı ve o gün yatışım yapılmıştı. Aynı gün Dildar Bahar Genç Doktorumla da tanıştım.

Kendisini tanımlayacak bir sözcük bulamıyorum. TDK’da uygun bir kelime yok. Öyle muazzam bir doktor kendisi. Abartmıyorum, iyi ki karşımıza çıkmıştı, iyi ki vardı. Bana, bize doktordan öte bir yerden yaklaştı. Miladım onun eseri diyebilirim. Onu çok seviyorum.

Şimdilerde hastaneye kontrole gittiğimde sevinerek gidiyorum,  tetkikler bittikten sonra eve dönmek istemiyorum. İyi ki varlar. 

Sürecimin devamı kolay geçti diyerek yalan söylemeyeceğim. Uzun ve meşakkatli bir yoldu ama o yolda yanımda olan herkes birer şifa oldu. Mesela ben hastanede birçok doktor abla, doktor abi edindim. Hatta ben hastaneden eve geçtiğimde onlar bize ziyarete geldiler.

Tabii sadece doktor ablalar geldi… Ben biraz çapkınım da bunu tüm onkoloji bölümü bilir…

Şaka bir yana, hep var olsunlar. Çünkü varlıkları çok özel.

Bir de gözümüzle bile görmediğimiz mutluluk sebepleri var, dernekler, yardımseverler, bu süreçten geçmiş insanlar… Bu süreçte bizim için çabalayan melekler. Bizim için düzenlenen etkinlikler hâlâ var. O süreçte bir tutam mutluluk için emek veren bir sürü insan var. 

Biz asla yalnız değiliz.
İşte bu bağ, bu sevgi de bir şifa.

Aslında moral sadece bu yaramazın değil, her çeşit hastalığın şifası. En önemlisini söylemem gerekirse, en büyük şifa bizzat sensin. 

Bu yolculukta birçok farklı tedavi yöntemi deneniyor. Tabii haklı olarak vücut her birine “hoş geldin” diyemiyor. Hoş karşılamadığı çok şey oluyor. Kolay değil, bazen her şeye baştan başlıyorsun.

Benim için kolay olmadığı gibi, benimle birlikte canımda yer alan başta annem, babam ve ailem için de zordu. Onların gözlerinin içinin, hatta içlerindeki canlarının titrediğini hissediyorsun. İşte o zaman daha çok güçleniyorsun. Canın yansa da “Anne, ben iyiyim” diyorsun. Diyebiliyorsun.

Çünkü onlar ben üzülmeyeyim diye gücüme güç katarken, benim de onlara güç katmam gerekiyor. Daha iyi olmam için daha iyi olmamız için. Evet, bu da kolay değil ama imkansız da değil.

Şimdi buradayım, çok daha güçlüyüm. O yaramaz bir hastalıktı ve ben onu yendim.

Kaybettiklerin oluyor ama hepsi yerini daha güzellerine bırakıyor. 

Mesela şu anki saçlarımı görmelisin… Biraz sabırsızlan, göstereceğim. Önce hepsi döküldü ve mükemmel kafa yapımla tanıştım.

Sen de bakınca biraz alıcı gözüyle bakar mısın? Sence de mükemmel değil mi?

Resimlerime bakarken dikkatli bak olur mu? Öyle de çok yakışıklıydım bence.

Bir de bir sürü renkli bandanam oldu. Onları hâlâ çok seviyorum.

Süreç uzun ama belki de çok kısa. Belki zor bile değil, çok basit. Herkesin hikayesi farklı olabiliyor. Biz hikâye sonundaki mutluluğumuzda buluşalım, olur mu? Mutluluğumuz aynı derecede güzel olsun.

Ümidini asla kaybetme ve hep gülümse. Çünkü bizim gülümsememiz herkesten bir tık daha üstün. Bu üstünlüğü ne kendinden ne de yanında olanlardan esirgeme.

Sen güçlü bir savaşçısın, tıpkı benim gibi, bizim gibi.
O yaramaz hastalık kim ki seninle baş edebilsin?

Ben söyleyeyim mi? Hiç şansı yok.

Bir Hulk gibi savaş onunla, asla pes etme.

Neden Hulk diye sorarsan, ben Hulk’u çok seviyorum. Çünkü onun yenemediği hiçbir şey yok.

Bir şey daha söyleyeyim mi?
Ben seni de çok seviyorum.

İşte bu yaramaz, senin gibi bana da uğradı, biraz durdu ve sonra gitti. Umarım gittikten sonra bir daha gelmez. Ne sana ne bana ne de başkasına

“Tamam artık bitti, gitti, başardık” denilen gündü.
İşte o gün…

Benim miladım: 23.03.2024

Son satırlarımda buradan sana sarılıyorum. Bu benim hikâyem ve bizim daha birçok hikâyeye ihtiyacımız var.

Sen de hikâyeni tamamla ve hemen yanımıza gel. Biraz acele et, çünkü satırlarda sarılmak çok da hoş değil

Hadi, topla yüreğini ve gel.
Seni bekliyorum.
Seni bekliyoruz.